Subject: Isparta Yazılı Kanyonda Kurtarma
From: Zeki Melek
Date: Tue Sep 14, 1999 4:44pm
| Herkeslere selamlar, Buzbaş, Berna ve Oktar 10 gündür Antalya ve civarında kanyondan kanyona geziyorlardı. Buzbaş 6 aydır kanyona girmek istiyor, girecek kimse bulamadıgından dolayı giremiyordu. 7-8 kanyon geçmis Oktar’la anlaştılar, Oktar Atlas dergisi icin yazı/fotoğraf hazırlıyormus, Oktar’la ilgili çesitli uyarıları dinlemeden Antalya’ya gittiler. Çok dalga geçtik arkalarından, "Olum kaybolacaksınız, eki eki " şeklinde. Hatta geçen hafta Berna’nın ablasi Julide beni aramıştı, bir dia arıyormuş meğersem , ben ilk önce Buzbaşlarla ilgili birşey sanıp heyecanlanmıştım. İçime doğmus demek ki.... Cumartesi (11 Eylül) saat 18:30 gibi beni Yaman aradı, Oktar kanyondan çıkmış, Buzbaş ve Berna içerideymiş, çıkamıyorlarmış, hızlı bir konsultasyon sonrası mağaracılardan Arpat ve Bedri ile kurtarmaya gitme kararı aldık. AKUT’tan yardım istedik, "bize ilkyardım konusunda bilgili sağlam bir adam verin yeter" dedik, Mert’i gönderdiler bir sedye ile beraber. Önce okula gittik, Arpat ve Sinan ile mağaracı ekipmanlarını hazırladık, Bedri’yi aldık ve havaalanına uçak kalkmadan 5 dakika önce ulaştik, Mert Akut gücü ile uçağı bekletmekteydi, atlayıp 23:45 uçağı ile Antalya’ya uçtuk. Olay belirsizlikler içerisindeydi, malzemeleri bitmiş, nasil yani, Oktar tırmanmiş, Buzbaş ve Berna tırmanamamış, olabilir mi böyle bir şey, ne malzeme var yanlarında, Oktar'ın yardım çağırdığını biliyorlar mı? 00:50 de Antalya'da indik, Oktar bizi Atlas cipi ile ve köyden edindiği kankalarıyla karşıladı, atlayıp Isparta'ya doğru yola çıktık. Olay şöyle gelişmiş. Oktar Atlas'ın suzuki cipi ile Buzbaş ve Berna ile gelmiş. Bir haftadır, Antalya civarında gezmişler, bir sürü kanyona kafalarını uzatıp bakmışlar, biraz yürümüşler, Kemer'de yatmışlar vs vs. En son Isparta Yazılı kanyonu seçip gitmişler ve girmişler. Oktar bolt çekici, driverı hatta hangerlerı olmasına rağmen boltları arabada unutmus. Köyüulerden aldıklari çok teknik bilgilere göre köyüler kanyonun bir ucundan girip öbür ucundan 3 saate çıkıyorlarmış hiç su geçişi yokmuş, şelale yokmuş vs vs, gelgelelim sonradan köylülerin kanyondan değil, kanyonun üzerinden geçtikleri anlaşılmış, ama çok geç. Bizimkiler Oktar önderliğinde ellerindeki perlonlar bitene dek kanyonda ilerlemişler. Bir gece kanyonda kalmışlar. Herşeyleri islakmış. Toplam 3 şelale inişi yapmışlar Buzbaş'ın ne olur ne olmaz diye yanına aldığı dinamik ip ile. Ertesi gün bir şelale inişi başında kalmışlar, malzeme kalmadığından dolayı inememişler. Oktar yanlardaki çarşaklardan tırmanmış, inememiş !! ve yardım çağırmak için çok zor dik, çürük, kaygan çarşaktan çıkmış 350 metre yukarıya. Herşeyleri (normal 30-40 litrelik dağcı çantaları ile suda yüzmüşler) ıslak, tulum yok, perlonları yok, 50 metre dinamik ipleri var o kadar. Durum bu yani... Saat 04:00 gibi kamp yerlerine vardık ve hemen yattık. 6:00 kalktık, eşyaları hazırladık, Oktar bizi kanyonun girişine götürdü (45 dakika araba ile). Mağaracı kuşamlarını ve ekipmanlarını giyindik, 200 metre ip aldık, tonlarca malzeme, Oktara telsiz bıraktık (Akut gücü), yanımızda uydu telefonu (iridyum) bile vardı, hipotermi için ocak, benzin, konserve, tulum, kuru giyecekler vs var. 4 kisi kanyona girdik 8:45. Mağaracılar kanyon içerisinde çok rahatlar, zaten kanyoning icin önce mağaracı eğitimi alın denir. Kanyon ortamı onlar için üstü açik bir mağara gibi birşey, doğal ortamlarındalar, çok rahat hareket ediyorlar. Ben mi? Hiç de doğal ortamımda değilim tabii ki. Islak kayalarda sekip bel boyu soğuk suda çanta taşımak hiç de bana göre değil . Neyse ayak uydurduk girdik. İp inişleri veya gölde yüzmemek (malzemeyi gerekmedikçe ıslatmak istemiyoruz, kendimiz çok ıslanmak istemiyoruz, neyle karsilasacağımız belli değil, üzülmeyelim sonra) içini döşemeyi mağaracılar yaptılar. Çok hızlı çalışıyorlar, hep doğal bağlantı, bolt çakmak cok uzun sürer, gerekmedikçe kullanmıyorlar, oldukça hızlı ilerledik. Oktar'ın onları terk ettigi yere saat 12:00'de ulaştık, Oktar'la telsiz bağlantısı kurduk. İki yanı çok dik, pis çarşak, tepesi kayalık ne olduğu belirsiz. Buzbaş ve Berna yok. Acaba kanyondan mı devam ettiler, yoksa yukari mı çikmaya çaliştılar. Sonra ilerde 2 şelale inişi sonra bir kayada bizim kırmızı ipi gördüm, içim cız etti. İpi de bıraktılarsa hiçbirseyleri kalmamış demektir ki aney aney... Hemen Arpat'la ip döşeyip indik, yüzmeyi göze alarak. Mert'i telsiz başinda bıraktık, Bedriye de malzemeleri, olabildiğince az malzeme ile birinci şelaleyi indik. Gidip ipin oraya bakacağız, fazla uzaklaşmış olamazlar, eğer bulamazsak diğerleri de gelecek ve içeriye doğru devam edeceğiz. Önümüz göl, iki taraf yüzlerce metre duz duvar, 50 metre ilerisi bir başka şelale. Hadi hayırlısı. Yüzüp (kuşam, teknik malzeme ve ip ile) bir sonraki şelaleye gittik, oradan bir sonraki göle indik, yüzüp ipe ulaştık. Perlonları olmadığı için ipi babaya (2 metre eninde bir baba) geçirip inip ipi almaya calişmışlar, ip sıkışmış, bırakmak zorunda kalmişlar. 10 metre iniş, ipin ucundan bile kesememişler. aney aney... Fazla uzaklaşmış olamazlar, düzgün bir emniyet alacak yer yok, ben kayaya takoz oldum ipi deviye ettim, Arpat indi. Yüzüp ileri bakacak, eğer bir iz bulursa neyse, ama bulamazsa boltlayıp devam edeceğiz. Sonra..... Bilemiyorum, ne kadar ilerleyebilirler, bundan sonrasi tam Git dergisindeki kanyoncular olayına - 2 kişi kanyonda kalıyorlar, ipleri kalmayınca şelalelerden atlaya atlaya 13 atlamadan sonra çıkmayı başarmışlar -dönüyor. Veee Arpat yüzdü, kayaya çıktı ve ilk dönüşün ardında onları buldu. Çantaları zaten su dolu, herşeyleri ıslak, üzerlerinde şu uçuza aldığımız termal çamaşır üstler var, altlarında don ile titreye titreye oturuyorlarmış. Toparlandılar, yüzerek geldiler, cumar verdik, ipten çıkıp yanıma geldiler, çantalarıda iple çektik. Beni görünce cok şaşırdılar, kesin olarak "kanyona girmem ben" demiş olduğum için. Yinede derim "girmem, ne isim var, ıslak, soğuk, ıslanıyorsun, kayıyorsun, elin ayağin kayıyor, titreye titreye ne anladim ben bundan" Benim işim değil. Tabii kurtarma olayı ayrı ;-) Gelse gelse mağaracıları bekliyorlarmış, ama bugün değil, en erken yarın, 2 gün kimse görmezlerse şelaleleri atlaya atlaya deneyeceklermiş. Eger daha önce hipotermi olmazlarsa. Berna "hep gitteki o yazıyı düşündüm" dedi, mayısta kanyona gitmeye niyet ettiklerinde onlara okutmuştuk, Buzbaş "Kac yıldan beri ilk defa tanımadığım bir adamla geliyorum, Oktar biliyor sanmiştım" Olay şöyle oluyor: Oktar geçtiği 7 kanyonu anlatip ne kadar tecrübeli olduğundan bahsediyor. Buzbaş'ta (mağaracıların bütün uyarılarına rağmen) peşine takılıyor. "Bu kanyonuda 3 saate yürüyerek geçeriz" diye girdiklerinden içleri rahat. Aksilikler sırayla geliyor. Önce statik iplerini sonra boltlarını arabada kaldığını fark ediyorlar. Tek su geçirmez çantada Oktar'ın fotoğraf makinası var. Buzbaş'ın "ne olur ne olmaz yanımda bir tane de dinamik ip bulunsun" diye aldiği dinamik ipten ve birkaç perlondan baska birşeyleri yok.Böylece devam ediyorlar, zaten kanyon olayında geri donüş yok, eğer ip döşeyip bırakmazsan ki biz bırakarak indik. Kanyonu bitirme gibi bir derdimiz yok, Buzbaş ve Berna'yı bulup geri çıkacağız. Perlonları bitince kalıyorlar, kanyonda giderek uzun inişler ve göller haline dönüşüyor. Oktar bir çarsak çıkıyor, çok dik ve kaygan, inemiyor. Berna çıkmaya çalışırken düşüyor, o kadar kötü yani. Oktar "ben gidip yardım getireceğim" diyor, ben tekrar tekrar sordum "seni anladılar mı, onay aldın mı" diye, Oktar "tabii" dedi, daha sonra Berna "hece hece birsey söyledi, hiçbirşey anlamadık, sonrada gitti" dedi. Ayrıca en son sigara icen Oktar oldugu icin çakmakta cebinde kalmiş. MSR var, çıra var, benzin var, odun var, çakmak yok, herşeyleri ıslak, sabaha kadar titremişler. Odunları sürte sürte ateş yakmayı denemişler, başarabilen beri gelsin. İpi babadan geçirip iki kez inmişler, sonra ip takılmış, bırakıp en yakın kovukta titreye titreye sabahı etmişler. Bir tek aliminyum folyoları varmış survival kitlerindeki, ona sarınmışlar. Yüzdük, cumarladık, Bedri ve Mert'in yanına döndük. Çocuklara hemen çorba yaptık, birşeyler yedirdik, kuru giysiler, polarlar verdik.Bu sirada bir jandarma tepeden indi. Kayalardan bir çıkış varmış, ve kayalıkların arkasında köye çıkılabiliyormuş. Bilmeden denenecek birşey değil, kayaların ortasında cascavlak kalakalmak var. Adam yolu gösterdi Mert'le beraber Buzbaş ve Berna ile oradan yukarı çıktık. Bedri ve Arpat malzemeleri toplayarak geri döndüler. Askerler bize çay verdi, birşeyler yedik, Arpat ve Bedri'yi kanyon girişinden aldık, Mert'le ben askeriyede kaldık malzemelerle, Oktar diğerlerini aldı, kampı toplamaya gittiler. Saat 23:55 uçağına yer ayırttık, çok zamanımız var, Oktar kankalari ile telefonlaştı, "tamam" dedi "şimdi sizi de almaya gelecekler, kampta buluşacağız". 1,5 saat sonra kıllanmalar başladı. Zaman azalıyor, nerede bizi alacak adam. Asteğmen telefon etti, adamlar "sizi almaya mı geleceğiz, haberimiz yok, Oktar bey bize birsey söylemedi" Tatataaam. Hemen taksi tutup eşyaları yükledik, kampa gittik (1 saatte). Bu sırada tufan şeklinde deli bir yağmur başladi, her taraf su oldu, yerde bilek boyu su var, kanyon ne oldu allah bilir, esyalari yüklerken yeni kurumus halimizi bir daha ıslattık, yüzme sonrası duş oldu... Kampa gittik, yetişemeyeceğiz, bir kısım eşya toplanmış, bir kısım kalmiş, çünkü Oktar ile Buzbaş'ın fenerlerinin ampulü patlamış toplanırken, kamptan toparlayabildiklerini toplamışlar, ama sonra yolu kaybetmişler, Bedri ile Berna onlara isik götürdü , Buzbaş'ın çadırı tulumu, benim matım, vs kampta kalmış, gidecek zamanımız yok. Oktar'ı Arpat ile biraktık, Arpat Antalya'da kalacak, biz uçağa yetişecekler olarak minibüse atladık, çok az zaman var, ucu ucuna, yola çıktık, kalan eşyayı onlar getirecek. İlerleyen dakikalarda Mert'in sedyeyi kampta unuttugu anlaşıldı ki cok değerli bir sedye, neyseki minibücü "ben dönüşte alır eve koyarım, siz adam gönderir aldırtırsınız" dedi de Mert'in içi rahatladı. Veee uçağı 3 dakika ile kaçırdık !..... Zaten uçakta once yer yoktu, yedek listedeydik, sonra Mert AKUT merkezine durumumuzu anlattı, en son da laf arasinda "Bu aksam geleceğiz, şu an yedekteyiz, yer bulursak geleceğiz" dedi. Sonra havaalanini aradık ki merkez olaya el koymus, "niye AKUT olduğunuzu söylemiyorsunuz, yeriniz hazır" dediler, hatta biz gelmeden biletlerimizi ve boarding passlarimizi hazırlamışlar, yetkilerini asmalarina rağmen, ama biz yetişemedik. Bir sonraki sabah saat 06:00 da. Hindistan tadında terminalde yerlere yatıp uyuduk... Sabah bindik geldik, Hakan bizi karşıladı, evlere dağıttı. Biz araba ile Çınarcık'ta mahsur kaldığımızda kulüp odasında Buzbaş, Barış ve Ayhan "rescueya gidiyoruz loy rescueya" diye halay çekmişlerdi, Buzbaş ve Berna'yı kayanın tepesinde halay çekerek karşıladım. Bir musibet, bin nasihat olayi, neyseki ucuz atlattık....... Neyseki iplerinin sıkıştığı yeri görebiliyordukta devam ettiklerini anladık, yoksa ilk seçenek olarak çıkmaya çalıştıklarını varsayacaktık ki, o zaman işimiz bayaği zorlaşacaktı. Şimdi herkes iyi, bir tek Mert "Sen İstanbul'a döneceğine git kasta 2-3 gün yat dinlen" önerimi dinlemedi, döner dönmez şu artçı deprem oldu, hemen Gölcük'e koşmuş......
|